Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

                           SİNA DAĞININ KIR ÇİÇEĞİ

EYÜP BEYHAN

Bu kaçıncı ağıtımdır sana Sina dağının reyhan gülü... yüreğimi işitilmeyen ağıtların yanık yüreğine koyarak başladım çaresizlik bestelerini dizmeye... İşitilseydi ağıtlarımız, hüzüne uğrama-yacaktı kalemlerimiz, öykülerimiz... Çünkü hü-zünlerimizi paylaşacak kardeşlerimiz vardı İsla-mın coğrafyasında. İşitilseydi ağıtlarımız, zerre ka-dar haksızlığa uğratılmayacaktı en güzel biçimde yaratılışımız. Çünkü, haksızlığa baş eğmeyecek mü'min ve mü'mineler vardı İslamın coğrafya-sında. İşitilseydi ağıtlar, çocuklar baba kucağında öldürülmeyeceklerdi. Ve bütün çocuklar, bu sözleri taşıyan şiirleri-şarkıları söylemeyeceklerdi...

"Kurtulmak istiyorsak

Çocuk kalalım

Kurtarmak istiyorsak çocuk kalalım

Dünyayı kirleten büyükler

Dünyamızı mahveden

İri iri herifler

Benzettiniz beni kendinize

Ruhumu gömdüm sessize

Alın dünyayı başınıza çalın

Ölmeden önce beni çocukluğuma salın”

(Zekeriyya İyilik)

********

         Bilal-i Habeşi çöl sıcak-lığı altında yatırılıp işkence edil-diği zaman ve onu azad eden Hz. Ebu Bekir feryadını işitmişti de... Müstekbirlerin, zulm/işkence et-tikleri zaman, onların karşısında mertçe/yiğitçe duran!... "Bir in-san Rabbim Allah'tır dediği için mi zulmediyorsunuz" deyip dur-duran Hz Hamza, Ömer, EbuBe-kir... "İnna lillahi ve inna ileyhi Raciun" Biz Allah'tan geldik ve yine Allaha düne-ceğiz ,İlahi sözünü hatırlatarak; "gerçekte inanıyor iseniz üstün gelecek sizlersiniz" demeleriyle hü-zünlerimizi tebessüme dünüştürecek kardeşlerimiz vardı o diyarda ...Ve yürekten ekleyecektim bu diyar bir başka diyar. Hani derler ya ağlarsa anam ağlar , gerisi hep yalan ağlar.

 

         Öykümüze ağıt yakmayacaktık. Nehir Ay-dın Gök Dumanın dediği gibi; "Ben ne güzel öykü-ler yazacaktım. Benim kalemim hiç hüzne uğrama-yacaktı. Satırlarıma acı vurmayacaktı. Benim öy-külerimde güneş hep pırıl pırıl, yıldızlar ışıl ışıl ola-caktı. Mevsimlerden baharı, aylardan Nisanı anla-tacaktım. Güvercinler kanat çırpacaktı paragrafla-rımda. Ah göz yaşlarım ıslatmayacaktı kağıtları, benim öykülerimde gülümseyen insanlar yaşaya-caktı... Nur bakışlı çocuklar sunacaktım okurları-ma... sıcacık odalarda, sıcacık yürekli kahraman-lar, sıcacık sevdalar akıtacaktı içinize; satırlar tüke-nirken onlardan ayrılmak istemeyecektiniz." Hiç-bir zaman hüznü sunmayacaktım okurlarıma ve di-yecektiniz ki; yaşa be! Ne güzel öyküler yazıyor di-yecektiniz, takdir edecektiniz kardeşinizi.

         Ne kadar biliniyorsa da ağıtlar, boşluklara savrulan bir haykırıştır. Yinede onların ufku yaran feryatları belki hayatın zifiri karanlık gecelerinde bir diriliş dolunayına dönüşür.

Ben ağıt yakmayı sevmem,

Ölümden değil dirilişten yanayım.

der bilge şair Sezai Karakoç. Dirilişten yanayım denilmişse sakın ha unutulmasın dostlar! Erdeme yönelen yolda sarp yamaçlar gibi duran sabitleri-miz vardı. Kay-pak değişimlere-direnecek sabit-lerdi bizimkisi. "erdemin, umu-dun, sevdanın, kutsalın." ve des-tansı ağıtlar deği-şimi olur muydu ki? Onlar inadına varoluşun tatlı te-bessümleridir.

 Zaten bu tebes-sümlerdir beni anlamsız hayatın firarisi yapan.

         Hayata ve ölüme dair bütün düşüncelerim, yetersiz bir günde, sırların sırlarına ermek için, acaba elimize ne kalır? Kader mi? Belki sadece bir tevekkül. Eğer bir gün Sezai Karakoç'un ;

"Sakın kader deme!

Kader'in üstünde bir kader vardır.

Ne yapsalar boş göklerden bir karar vardır. "

dizelerdeki kadar güçlü bir teslimiyetle hayatımızı tekrar yorumlayabilirsek bu, "gidemeyenlerin ül-kesinde" her şeye rağmen "saklı umutlara" sakla-nan insan gibi insanlara tutunarak yeni bir ülkeye çıkar yolumuz... ve o diyarda beni bekleyen kar-deşlerimi gördüğüm zaman ve derinden bir oh çe-kerek, "diyarın etrafı dumanlı dağlar; kardeşlerimi gördüğüm zaman aney içim ağlar." demeyecektim. Çünkü kaderin üstünde bir kader vardır.

         Ağıtlar vardır bilirsiniz; kimi derman olur dertli gönüllere, sarar derinden vurulmuş yaraları-mı. Rahman’ dan esinlenmiştir merhamet duygula-rım. Varlıkları sahraların en kuytu yerlerinde bir se-rin sudur. Ferahlatır. Kumsallara inat hayata bağla-yan bağlarımızı. Kimi de ahu figan olur takvimle-rin zamana direnen yapraklarına... Nakşedilmiştir çilelerle dokunan kilim desenlerine sürekli taze bir andır yaşayışları, henüz çocukluğu aşmamış evlat-ların dert yüzü görmemiş beyinlerinde onların mi-nik ellerle büyüten anaların masallaşmış destanla-rına yazılmıştır; unutulmaması ve yaşaması için geleceğin delikanlılarının hatıra defterinde...

         İşte yeşilin ve mavinin sarmaş olduğu rey-han gülüne sevdalanmışsam, sekiz asırlık tebes-sümlerinden sonra ağıtlar devrini başlatmasından-dır. Çünkü o gamlandıkça içimdeki denizlerde kan-dan ırmaklar akar. Onun destanı İbrahim destanıdır biliyorum. Bireyde ve kendini bulmuş bir toplum destanıdır. Tarihin cebrine karşıdır. Ve öğreti ola-rak damgalanmıştır tarihin yapraklarına. Yoksa der miydi bilge şair :

"Ceddim  İbrahim bana mermer putlarını

Nasıl kıracağını öğretmişti."

 

         Unutma Sina dağının reyhan gülü !..Sana vurgun çocukların yüreklerine coğrafyalar ekilme-yecek ve tel örgüleri sarılmayacak hayatın hiçbir köşesi "için zorlu zaferler sonuçlanan muharebe er-lerinin içi gibi ferah olsun" Biliyorum çoktandır rahmet rüzgarları esmiyor topraklarına, baharın yumuşak yağmurlarının yollarında üstsüz bırakıl-mış.

         Nice anılarla çerçevelenmiş resmi, soylu bir mesajın yorgun taşıyıcısısın bilirim. Budur za-ten beni hayata bağlayan umut, budur kalemimi ve öykümü tebessüme uğratan. Reyhan gülü !.. Bunu bilmelisin ki " her zorluğun ardında mutlaka bir ko-laylık vardır." "sabah yakın değil mi " sualine gece-nin en karanlık anının sabaha en yakın an olarak müjde olmasıdır.

         Kır çiçeğim! Tekrar ediyorum: "Ben ağıt yakmayı sevmem, ölümden değil dirilişten yana-yım  sana dair sevdaların değişimi olmayacak. Za-ten umutla bestelenmiş şarkıların değişimi olmaz ki !..