ALDATICI SİZİ ALLAH İLE ALDATMASIN
BAHATTİN BİLHAN
Bu
uyarı Kur'an'a aittir. Hidayet ve rah-met olan Kur'an insanları uyarıyor.
"Aldatıcı sizi Allah ile aldatmasın" (Lokman:43) Aynı uyarı aynı
ifade ile başka yerde de geçiyor. (Fatır:5) Ve daha bir çok ayette... Akıl
nimeti ile mücehhez in-sanın aldanmaması, aldatıcıya malzeme olma-ması gerek.
Çünkü başkasını aldatmak suç... Bir çok hallerde aldatıcının avı durumuna
düşmek de suç...
Hidayet ve rahmet kitabından anlıyoruz
ki, bu dünya evinde aldatıcı var... Üstelik Allah ile aldatıcı var...
İnsanların Allah sevgisini kendisine malzeme yapan aldatıcı... Yine kitaptan
anlıyoruz ki, bunlara karşı uyanık olmak, bunların kurduğu tuzağa düşmemek
lazım... Bu aldatıcılar olma-saydı gelip geçen nebilerin tebliği yeniliğini,
tazeliğini muhafaza ederdi. İlahi emanet tahrife uğramazdı. Uydurulan
Talmutlar, Tevratın yerine geçmezdi. İnsanları Allah'ın dininden uzaklaştıran
mişnalar üretilmezdi. Asılsız kıssalar, hikayeler din sayılmazdı.
Aldatıcılar da aldatıcıların mağrurları
da çoktur. Devletin treninin, tramvayını, saat kulelerini satanlar, garibanı
soyup soğana çevirenler, bütün bir ülkenin hazinesini iç edenler, dağları
denizleri satacak kadar tilkiliği bilenler vardır. Bir kesimin saflığı veya
ahmaklığı- zalimlerin aldatıcılığına zemin hazırlamakta, dolayısıyla suç
orta-ğı durumuna düşürmektedir. Bu dikkatsizlik yü-zünden nice kurtlar kuzu,
nice şeytanlar melek görünümünde olabilirler. Onun için kitabımız u-yarıyor:
"Aldatıcı sizi Allah ile aldatmasın."
Aldatıcılar var günümüzde, zamanı
koku-tan, gezegenimizi kirleten aldatıcılar, haramhorlar, cepçiler,
kapkaççılar, soyguncular, dağlara çıkmadan masa başında entrika çevirenler...
Ve daha beterleri: Allah adına yalan söyleyenler, Allah ile insanları
aldatanlar...
Kendilerini entel sanan bir sınıf,
zaman zaman "Dinimizde..." diye ulu orta konuşmaya başlarlar. Bunlar
(Dinimizde) derken dinleri var sanılır. Dini olduğunu söyleyene. (dinin yok)
den-mez elbette. Demek dini var, denir. Ancak bunlar konuşurken, dinlerini
anlatırken görülür ki ortada ne Kur'an ne kitap var... Kur' anın yer almadığı
din (İslam) olur mu?... Anlaşılan bunlar, din ile insanı aldatmaya
çalışmaktalar...
Cüneyd Bağdadi, Beyazid Bestami,
Mev-lana, Yunus gibi isimleri konu alan bir yığın hikaye anlatılır. Bu
hikayelerden biri Kur'ana ters düşse bile hikaye feda edilmez, Kur'an feda
edilir... O kadar ki, "Görülen her şey de Allah'tır" hezeyanları bile
uydurma bir evliyaya mal edilmişse, bu hezeyan savunulur. Buna ters düşen bütün
Kur'an ayetleri geçerli olmaz. Şu lafa bakın:
"Evliya etfal-ı Hakkand ey püser,
Der huzuru ğayb agah der haber"
Türkçe-si:
Veliler Allah'ın çocuklarıdır ey oğul:
Onlar açığı da ğaybı da bilirler.
Halbuki Kur' an, Allah'a çocuk izafe
edenleri kafir saymakta. Ve de Allah'tan başkasının ğaybi bilemeyeceğini ifade
etmekte...
Sık sık tekrarlanan bir iddia: Allah
Mu-hammed'e aşık oldu.
Gel Habibim: Sana aşık olmuşam,
Cümle halkı sana bende kılmışam"
Bu laflar adeta kutsanmış, Kur' an ayetlerinden ziyade benimsenmiştir bir
kesimde... İddialarına göre bu sözü söyleyende Allah'tır. Yüz yıllar-dan beri
tekrarlanan bu iddiayı ispatlayan da olmamış, yani Kur'an'da yerini gösteren olmamıştır. Halbuki Allah'a ait olan,
Allah'a atfe-dilen bir sözün Kur'an'da yer almış olması lazım... Kur'an'a göre,
Allah'ın dediğine (demedi), demediğine de (dedi) hükmünü vermek, Allah'a iftira
olur ve bu iş, en büyük zulüm sayılmıştır. Bunun için (bak: En' am: 21, En' am:
93, En' am: 144, En' am: 157, Araf: 37, Yunus: 17, Hud: 18, Ankebut: 68, Zümer:
32, Saff: 7)
HİYANET-CEHALET
İKİLİSİ
Hıyanet
aktivitesinin en büyük desteği cehalet... Bizans, İran güçlerini kolayca
yenebi-len eşsiz gücün karşısına yazık ki hıyanet ve iha-net odakları kalleşçe
çıktılar. Hıyanet yarasaları, Hakk'ın nuruna tahammül edemediler. Dünyanın en
erdemli toplumunda çözülme başladı. Çünkü nübüvvet kaynağından feyiz alan
uyanık nesil a-zalmıştı. Yüz binler kitle halinde İslam'ı kabul etmişti amma,
Kur'an mesajını öğrenme zaman ve fırsatını bulamamıştı. Bu yüzden şeytanı melek-ten,
kurdu kuzudan ayırt edecek basiret sahipleri etkin olamıyorlardı. Zaten yeni
coğrafyada bun-ların sayısı çok azdı.
Dünya
durdukça ak ve aydın vicdanların gıpta edecekleri erdemli bir toplum vardı ki,
Kur'an eğitimi bunları yetiştirmiştir. Toplumun rastgele bir ferdi devlet reisi
olan Ömer'e haykıra biliyordu:
-Ömer! Sözün dinlenmez, hele sen
giydiğin kumaşın hesabını ver. Ve hesap veriliyor. Bir baş-kası kalabalığın
içinde bağırıyor:
Ömer! dikkatli ol, sapıtırsan şu
hançeri bağrına sokar, hizaya getiririm. Yine kalabalığın içinde bir kadın:
Ömer, Allah'tan kork. Senin kararın
yanlış. İzahtan sonra Ömer haykırıyor:
Haklı olan kadındır! Ömer hata etti...
Ömer hata etti!..
Bu
erdemli dönem uzun zaman sürmedi. Aldatıcılar halkı aldattılar. Öyle bir seviyeye
dü-şüldü ki, ilim ve hikmet abidesi Aliye:
İşte
sen O' sun...O...O...(yaratıcısın)
Ali,
en ağır cezalarla bunları cezalandırı-yordu. Ama çaresini de bulamıyordu. Çünkü
al-datıcılar aldatmıştı bir kez. Açıktan haykırıyor-lardı:
"-
Ey Ali, bizi öldürsen de inancımıza halel gelmez, yine de sana secde edeceğiz.
Çünkü sen hem öldürürsün, hem de diriltirsin" diyebilenler çıkıyor. Ali
bunları lanetliyor, kılıç çekiyor, hatta bir kısmını ateşe atıyor. Yine de
hizaya getire-miyor. Çünkü ihanet odakları cehalet piyonunu kullanıyordu:
"Ali, inancınızdaki samimiyeti açı-ğa çıkarmak için size karşı
geliyor" diyordu. Hay-ber günü Yahudi güçlerini büyük kahramanlıkla
dağıtabilen Ali, bu hıyanet odaklarına bir çare bu-lamıyordu.
Onların
başlattığı bu fitnenin asıl nedeni Ali sevgisi değildi. İhanetlerini Ali
sevgisi ile ka-mufle ederek Allah'ın kitabını tahrif etme gayre-tinde idiler.
Bu ihanet odakları zamanla örgüt-lendi. Kur'an-ın "zahiri anlamı-batini
anlamı" di-ye bir sorun çıkardılar Kur'an'ın zahiri anlamının, cevizin
kabuğu gibi atılması gereken bir fazlalık olduğunu, asıl hedeflenenin cevizin
içi, özü oldu-ğunu iddia ettiler. Doğal olarak batini mananın ancak imam(sahibi
zaman) tarafından bilinebi-leceğini işlediler. "İmam" dediklerini
peygamber yerine koydular. Kur'ani ifadelerine, açık ve net hükümlerine set
çektiler. Din adına söz sahibi ola-rak İmam dediklerini oturttular.
Kur'andan
soyutlanan yığınlarda çürüme-nin, bozulmanın kaçınılmaz olduğu açıktır.
Aki-desi, inancı bozulanın karakteri sağlam kalır mı? Yani kafası bozulanın
bedeni sıhhatli olabilir mi?
Gün
geldi, çürüme o dereceye vardı ki, sokaklarda: "Ben tanrıyım, ben
tanrıyım" diye haykıranlar, zıplayanlar görüldü. Değil İslam'ın, hiçbir
dinin kabul edemeyeceği bu denli sapık çı-kışlar, bazı kesimlerden din adına
onay aldı, kabul gördü. Hatta bu gibi çıkışları meşrulaştırmak için "fena
fillah", "sekr-i manevi", "cezbe" gibi mes-netler imal
edildi. Allem edildi, kullem edildi. Bunlara evliyalık payesi ihsan edildi.
Olanlar ol-du. Cahili dönemler hortlatıldı. Oyunlar oynandı, Allah'ın dini ile
kitabı ile... Başımıza gelenler gel-di. Ateşe tapanların, Kisra kullarının
müzmin putçuları kalleşliği o kadar tuttu ki, "Ben tanrı-yım" diye
sokaklar-da zıplayanlar haklı görüldü, sözleri tevil edildi. Bu sapıklıkları
küfür sayan beyyineler de tevil edildi. İşler o kadar karışık ha-le geldi ki,
Musa haksız, Firavn "arif-i billah" sa-yıldı. Cebrailin getirdiği
değil iblisten gelen onay aldı.
Ey Müminler! Hakkın kelamını dinleyin.
Uyarıya kulak verin: "Aldatıcı sizi Allah ile aldatmasın.”