Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

RÜŞD VE ĞAYY (4)

Ramazan BEYHAN

Bazen bir şeyin daha iyi anlaşılması, zıddının anlaşılmasıyla pekişir. Daha önce üzerinde durduğumuz “rüşd”ün daha iyi anlaşılması için bu yazımızda “ğayy”ı ele alacağız. Sözlükte aslı itibariyle ğayy; fesad ve bozulma anlamına gelir. Araplar yeni doğan yavrunun midesindeki hazımsızlığa “ğaval’fasil” derler. Çeşitli türevleriyle “ğayy” sözlükte şu anlamlara gelir. Doğru yoldan sapmak, yanlış yola sevk etmek ve yönlendirmek, hayrın aleyhine kışkırtmak ve tahrik etmek, aşırı arzular, aklı çelmek, aldatmak, haddi aşmak, günah ve suça temayül etmek ve ayartma.

Istılahta, salah ve rüşdün zıddı olan ğayy, dinin ve itikadın fesada uğramasıdır. Buna bağlı olarak ğayy, küfür, sapıklık, eğrilik, adaletsizlik, tutarsızlık, zararlı, cehalet ve şerr olan her şeydir.

Gerek sözlük ve gerekse ıstılah anlamlarını dikkate aldığımızda rüşdün asıl, ğayyın arızi olduğu anlaşılmaktadır. Aynı zamanda birinden sıyrılıp diğerine geçmek mümkündür. Ama ikisinin bir arada olması ise mümkün değildir.

Söz konusu anlamları ihtiva eden itikad ve davranış sahiplerine tekil olarak “ğari”, çoğul olarak “ğavün” denir. Givayetin tarihide, rüşdün tarihi de insanlık tarihi kadar eskidir.

İblisin melekler topluluğu içinde iken rüşd üzere olup olmadığı kelamcılarla müfessirin arasında tartışma konusudur. Şurası bir gerçektir ki, Adem ve zürriyetinin varlık sahnesine çıkmasıyla birlikte ğayy ve rüşd birer değer yargısı olarak tarih sahnesine çıktılar.

Söz konusu givayetin tarihi, görece bir rüşd üzere bulunan İblisin, “Ademe secde edin” ilahi buyruğuna karşı kibirlenerek diretmesi ile başlamıştır. İlahi rahmetten uzaklaşması sürecini, netice olarak tanımlarken şeytan/iblis bizzat “eğvey-teni”(7/16) tabirini kullanmıştır.

Aynı şekilde eşiyle birlikte cennette iskan edilen Adem (as)’da yasak ağaca yaklaşarak ğivayete düşdükten sonra (20/121), hemen tevbe ve istiğfar ederek görece ğivayetten gerçek rüşde ulaştı. Böylece bir olayın, neticisi itibariyle rüşd ve ğivayet tarih sahnesine çıkmış oldular.

Her ne kadar Adem, şeytanın vesveseleri sonucu yasak ağaca yaklaşmışsa da, haddi aşmada kendisini sorumlu tuttu, hatasını düzeltti. Tekrar rüşde, rüşd metodu olan “tevbe” ile ulaştı. Şeytan ise isyanını kibirle düzeltemeyince, bu defa Adem ve zürriyetinden intikam almayı kendisine amaç edindi.

O gün bu gündür, rüşd ile ğayyın çatışması devam etmektedir. Çünkü şeytan; “Beni (itikad ve dinde) fesada uğratmana karşılık, ben de dünya hayatını/arzı onlara mutlaka süsleyeceğim ve onların hepsini-muhlis kulların hariç- (itikad ve dinlerinde) fesada uğratacağım.” (15/39-40) dedi. Givayetin baş temsilcisi olan şeytan, çeşitli metodlar kullanarak Adem(as)’dan başlamak üzere zürriyetini saptırmaya çalışmaktadır.

Özellikle Hz. Peygamberden ğayı nefyeden (53/2) Kur’an, geriye doğru şeytanın Hakk’tan saptırdığı kimi kimliklere dikkat çekerek kıyamete kadar geleceğe ışık tutmuştur.

Tarihi oluşturan gerçek eksen, rüşdün gerçek temsilcileri ile ğayyın/ğavinin taraftarları arasındaki mücadeledir. Ğayy taraftarlarının kendi aralarındaki çatışma ve savaşları, batılın kendi içinde anti tezini de üreterek bu vadideki insanların rüşdü/ilim ve hidayeti tamamen unutmaları, yadsımaları içindir. Yani zulüm sistemi kendi içinde mazlumunu da üreterek, kurtarmak üzere kendilerine uzanan yedi beyzayı/kurtarıcı temiz eli geri itmeleri içindir.

Şeytan; “Öyle ise beni saptırmana karşılık, and içerim ki ben de onları (saptırmak) için senin dosdoğru yolunun üstüne oturacağım. Sonra (onların) önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından sokulacağım ve çoklarını şükredenlerden bulmayacaksın.”(7/16-17)

Aslında her insanın üzerinde dünyaya geldiği yol/fıtrat, vahyin aydınlığında ve Peygamberlerin öncülüğü ile pekişince sırat-ı müstakim olur. İblis dosdoğru ana caddenin üzeride oturarak, adeta ana caddeyi keserek ademoğullarını saptırmaktadır. Sahih bir akide, aydınlatıcı bir ilme/nura sahip olan insanlar, hangi taraftan sokulursa sokulsun şeytanın ğayy barikatlarını aşarak halis ve muhlisane bir şekilde yoluna devam eder, ta ki şeytan onu görünce yolunu değiştirir. Fakat girdiği yolun doğruluğundan şüphe eden, cehaletten kendisini kurtaramayan kimse, yolunun kesildiğini görünce yoldan çıkar. Bazı barikatları aşsa bile şeytan onu saptırıncaya yolunu kesmeye devam eder.

Şeytan ana caddeyi nasıl keser?

Bu sorunun cevabını sınırlamak mümkün değildir. Çünkü bazen salihi kibirlendirir, bazen cahilleri üzerine kışkırtır, bazen lağv önüne çıkarır, bazen tehdit eder, bazen vaadlerde bulunur... Artık hangisi müessir olursa onunla saptırır. “Yeryüzünde haksız yere büyüklenenleri ayetlerimden uzaklaştıracağım. Onlar her ayeti görseler de yine ona inanmazlar. Rüşd yolunu görseler, onu yol edinmezler, ama ğayy yolunu görseler, onu yol edinirler. Çünkü onlar, ayetlerimizi yalanladılar ve onları umursamaz oldular” (7/146).

Böylece ğayy yolu bir algı ve anlama problemine yol açmıştır. Çünkü çölün ortasında yolunu kaybeden bir yolcuya kendisini menziline ulaştırarak ana yolu gösterene aldırmadan yanlış yönlere sapan kimseye “gafil” denilmiştir ki, burada da bunu görmekteyiz. Kavminin bu karakterini fark eden Nuh(as); “Eğer Allah sizi helak etmek/ yardımsız bırakmak (en yuğviyekum istiyorsa ben size öğüt de vermek istesem, öğüdüm size fayda vermez...”(11/34). Allah’ın kevni ve enfusi ayetlerini görmek istemeyen bir insana kitabi ayetlerden oluşan nasihatler ne fayda verir?

Gerçekten şeytan bir çok insan hakkında zannını/tezini hiçbir ikrah gücü olmadan gerçekleştirdiği gibi, Allah’ın kendisine bazı ayetler verdiği kimseleri de aldatarak peşine düşürdüğünü yine yüce Rabbimiz bildirmektedir. “Onlara şu adamın haberini de oku! Kendisine ayetlerimizi verdik de onlardan sıyrıldı, çıktı, şeytan onu peşine taktı, böylece “ğavin”den/haktan sapanlardan, (Allah’ın yardımsız bıraktığı kimselerden) oldu.(7/175)

Bu ayet ve diğer ayetler bize gösteriyor ki, şeytan, seçkin/nitelikli insanların da yakasını bırakmıyor, çeşitli entrikalarla peşine düşürüp çok rezil durumlara düşürebiliyor. Onun için ihlas sahipleri, müminler sürekli bir şekilde “Bizi sıratı mustakime hidayet/irşad et” diyerek bilinçlerini muhafaza etmeye çalışırlar. Çünkü aynı ferdin şuuru, bilinci ve kalbi, rüşd ve ğayyın çekişmesine sahne olabilmektedir. Rüşdün zafer kazanmasını istiyorsak iman, salih amel ve ilim ile kendimizi donatmalıyız.

Salih bir selefin, halefi ve varisleri olmak da rüşd için bir garanti ve ğayya karşı bir koruyucu zırh olamaz. Meryem suresinde salih ve seçkin kulları olan Peygamberleri andıktan sonra onlara halef olan bir güruhun şehvetlerine ittiba / izleyerek ederek namazı zayi ettiklerini ve onların ğayyen/şerlerinin cezası olan cehennem ile karşılaşacaklarını haber vermektedir.

Günlük, sosyal ve siyasal çatışmaların içindeki rüşd temsilcilerinin, haksız ve haddi aşan ğavi taraftarına arka çıkması ilkeli siyaset anlayışına aykırıdır(28/18).

Sanat ve modernlik adına Hakk’ın buyruğunu dikkate almadan şairlerden ve ideologlardan esinlenerek, heva ve hevesin ürünü olan derme-çatma düşüncelerini insanlara dayatan mütekebbirler, gayyı yol edinirler. Rüşdün yasası açıktır ki, ona ancak yine rüşd ile ulaşılır.(7/146, 26/224)

Şeytan ve taraftarlarının bütün çabalarına rağmen; “Allah’tan korkanlar, kendilerine şeytandan bir vesvese dokunduğu zaman düşünür, gerçeği görürler. Kardeşleri ise onları, gayya çekerler, hiç yakalarını bırakmazlar”(7/201-202) ayetlerini göz önünde bulundurmak zorundadır rüşd ehli. Gayya imdat etmek onların üzerine vazife değildir.

Görülüyor ki muttaki olmak isteyenlerin içinden dahi birileri, gayy için destek vermeye çağırıyorsa, bu çağrıların arka planını görmek için rüşdün üzerinde tefekkür etmeliyiz...

Ramazan ayındaki imsak ibadetini konu edinen ayetlerin arasında zikredilen (2/186) ayeti, mucibince fıkhederek, bu bereketli ayın rüşde vesile olmasını dilerim.